Kategori Arşivi MÜCEVHER TARİHİ

Bu parçayı oyla
(0 votes)
[vc_row][vc_column width="1/1"][vc_mad_single_image image="3946" alignment="center" img_link_large="yes" img_link_target="_self"][vc_column_text css_animation="right-to-left"]Elmasların farklı pırlanta formlarına nasıl kesileceği bilinmeden önce dahi, şaşırtıcı doğal formu, sertliği ve pırıltısı insanlığı büyülemiştir. Farklı kültürlerde ve efsanelerde elmaslar, doğanın gizemli güçleriyle insanlar arasında bağ kuran ve kaderini belirleyen büyülü bir aracı olarak kabul edilmiştir. Yüzyıllar boyunca pırlantaya yönelik pek çok efsane anlatılmıştır. Gücü ve yenilmezliği anlattığına inanıldığı için 14.yy’a kadar özellikle krallar pırlanta taşımıştır. 14.YY.’ dan itibaren Avrupa’nın bazı bölgelerinde, inciyle birlikte mücevherde kullanılmaya başlamıştır. Elmaslar, milyarlarca yıl önce, yeryüzünün kilometrelerce derinliğinde ve çok yüksek basınçta oluşmuşlardır. Bilinen en sert doğal mineraldir, doğadan kübik kristaller halinde çıkar. Elinize aldığınız birçok doğal pırlantanın yaşı 1 milyarın üzerindedir.[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row] Daha Fazla
Bu parçayı oyla
(0 votes)
[vc_row][vc_column width="1/1"][vc_mad_single_image image="3870" alignment="none" img_link_large="yes" img_link_target="_self"][vc_column_text css_animation="right-to-left"]Christies’in 16 Nisan’da New York’ta düzenlediği müzayedede sunulan, Hindistan’da Golconda’dan çıkarılmış bilinen en büyük ve yoğun pembe pırlanta alıcısını buldu ve bir rekor kırdı. 39.323.750 $’a alıcı bulan “Princie Diamond” Golconda’dan gelen pırlantalar arasında bir dünya rekoru kırarken, şimdiye kadar Christies’de ve New York Magnificent Jewels müzayedelerinde satılan en pahalı pırlanta ünvanını aldı. Heyecanlı geçen arttırmada, pırlantayı müzayedeye telefonla katılan bir yatırımcı aldı. “Princie Diamond” adını taşıyan ve yoğun pembe renkli, 36,65 karatlık bu pırlantanın kökeni Hindistan’ın güneyindeki Golconda madenine kadar uzanıyor ve kayda geçen ilk sahipleri Haydarabad Kraliyet ailesi. 1960 yılında aile tarafından açık arttırmayla Van Cleef & Arpels’in Londra ofisine 46,000 Sterlin’e satılıyor. Pırlantanın adı ise, firmanın Paris mağazasında düzenlenen bir partide ortaya çıkıyor. Partiye annesi Maharani Sita Devi ile katılan Hindistan’ın 14 yaşındaki Baroda Prensi onuruna bu özel taşa “Princie” adı veriliyor. Müzayedede bu özel pırlantanın yanında yaklaşık 300 kadar mücevher ve mücevher taşı satışa sunuldu. Haftanın diğer önemli müzayedesi olan Sothebys’da ise en pahalı parça olan 75 karatlık damla kesimli pırlanta 14,165,000$’dan alıcı buldu. Şimdiye kadar Amerika’da yapılan müzayedelerde görülen en önemli renksiz pırlanta olduğu açıklanan bu parça, D rengindeydi.[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row] Daha Fazla
Bu parçayı oyla
(0 votes)
[vc_row][vc_column width="1/1"][vc_mad_single_image image="3763" alignment="none" img_link_large="yes" img_link_target="_self"][vc_column_text css_animation="right-to-left"]Gustav Fabergé tarafından 1842 yılında kurulan Fabergé,  1885 ve 1916 yılları arasında Rus Kraliyet ailesi için yaptığı 50 adet etkileyici güzellikteki mücevher yumurta ile ünlü. Rus Devrimi sırasında kapatılan Fabergé, 2007 yılında Pallinghurst tarafından satın alındı. Bu satın almanın ardından, 1917’den sonraki yapılan ilk yeni koleksiyonunu 2009’da lanse ederek yeniden hizmete girdi. Geçtiğimiz yıl ise, özel tasarım mücevherler ve değerli objeler yaratmasıyla tanınan efsanevi marka Fabergé ve Gemfields,  House of Fabergé’den kalma tarihi bir tasarımdan ilham alarak yeniden tasarladığı Romanov Kolye ile Peter Carl Fabergé’nin dehasını onurlandırdı. Fabergé’nin arşivlerinde yer alan 1885 yılında yapılmış guaj boya bir çizimin modern yorumu olarak hazırlanan yaka şeklindeki kolye, zümrüt ve pırlantalardan oluşuyor. Fabergé ve zümrüt madenciliği yapan Gemfields’in,  taş ve mücevher sektöründe etik madencilik ve adil ticaret uygulamalarına dikkat çekmek için yaptığı işbirliğinin sonucu olan kolye, Gemfields’in birkaç ay önce efsanevi markayı 142 milyon dolara satın alma teklifinin de ilk adımı oldu. Romanov Kolye, iki ay süren tasarım çalışmasının ardından, 14 ay süren yoğun ve titiz bir işçilikle üretildi. Toplamda 186,85 karat, kabaşon kesimli üstün kalitedeki zümrüdün yer aldığı kolyenin ucunda 30,65 karat ağırlığında damla kesimli başka bir zümrüt yer alıyor. Bu etkileyici kolyede toplam olarak 2225 adet, 363,48 karat mücevher taşı yer alıyor. Romanov Kolye’de 3,48 karatlık damla kesimli bir pırlantanın dışında, bir gül kesim 0,67 karat pırlanta, 151 adet toplam  43,29 karat ağırlığında gül kesimli pırlanta, 1991 adet ve toplam 98,15 karat yuvarlak kesimli pırlanta kullanılmış. Kolyenin en etkileyici ve dahice yönlerinden biri de birbirinden ayrılarak kullanılabilen üç farklı bölümden oluşuyor olması.[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row] Daha Fazla
Bu parçayı oyla
(0 votes)
[vc_row][vc_column width="1/1"][vc_mad_single_image image="3753" alignment="none" img_link_large="yes" img_link_target="_self"][vc_column_text css_animation="right-to-left"]Geçmiş yüzyıllara dokunmak gibidir iyi bir antika mücevhere dokunmak. Onu tasarlayanın hayallerini hissetmek, bir ustanın elinin değdiğini bildiğiniz bir parçayı avucunuza almak, uzun zaman önce onu takanların yaşam tarzını hissetmek bambaşka bir heyecandır… Antika mücevherlerin değeri, kullanılan altının ve mücevher taşlarının değerinin kat kat üstündedir, doğal olarak. Ona değerini veren, yıllar boyunca ona dokunan, taşıyan kişilerin üzerinde yaşadığı anılarıdır. Bu tür mücevherlerin satışa sunulduğu antika mücevher müzayedelerindeki çılgınlık ve tutkuyu hissetmek için, mücevher tarihindeki en büyük açık arttırmalardan biri olarak anılan ve 1987 yılında İsviçre’de yapılan, WindsorDüşesi’nin mücevherlerinin satışı iyi bir örnektir. Müzayedeye 23 ülkeden katılım olmuş, 7 milyon dolarlık bir getirisi olması beklenirken bu rakam 45 milyon dolara varmıştır. Bu alanda çalışan eksperler için; kuvvetli bir mücevher taşı ve değerli maden bilgisinin yanında; sahte olup olmadığını anlamak için tarih bilgisi, mücevherin yapıldığı dönemlerdeki teknik imkânların bu şekilde yapılmasına elverişli olup olmadığını anlayacak kadar teknik bilgi, mücevher tarihine hakim olmak, dönem, akım ve stilleri bilmek gibi farklı donanımlar da gerekmektedir. Elbette bu bilgiye eşlik eden son teknoloji laboratuvar cihazları da tahminlerin şaşmamasını sağlamaktadır. Eksperler antika bir mücevhere değer biçerken öncelikle aşağıdaki kriterlerden yararlanmaktadır; 1-    Kullanılan malzemelerin ve yapım tekniğinin tanınması, 2-    Tahmin edilen tarih aralığındaki tipik tasarım ve detay stillerinin araştırılması ve mücevherin sanatsal değerlendirmesi, 3-    Üzerinde olabilecek klişe, tescilli marka vs. amblemlerinin öğrenilmesi, 4-    Tahmin edilen tarih aralığında kullanılan, keşfedilmiş mücevher taşları ve kesim yöntemleri, 5-    Mücevherin beğenilebilirliği, 6-    Mücevherin mevcut durumu (tamir, kopuk, kırık vs. olup olmadığı) Büyük ustaları ve stillerini tanımak, zaman ve araştırmanın yanında büyük bir tutkudur. Tanıdığınız her ustayla başka bir dünyanın kapıları aralanır, bambaşka dönemlere, hayallere, bir mücevherin peşindebambaşka hayatlaravehikayelere sürüklenirsiniz…[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row] Daha Fazla
Bu parçayı oyla
(0 votes)
[vc_row][vc_column width="1/1"][vc_custom_heading text="Kuyumculuk tarihinde bilinen ilk çalışmalara sahip olan Türkiye’nin mücevher kutusu gibidir İstanbul." font_container="tag:h2" text_align="align-center" with_bottom_border="" css_animation="right-to-left"][vc_mad_single_image image="3687" alignment="center" img_link_large="yes" img_link_target="_self"][vc_column_text css_animation="right-to-left"]Bazı şehirler vardır, adını bile duyduğunuzda farklı bir duygu içinizi kaplar, sizi saran büyüleyici bir atmosfer, görüntüler kafanızda dans etmeye başlar. 2010 Avrupa Kültür Başkenti seçilen İstanbul, keşfetmeye değer pek çok farklı bölgesiyle, tarihiyle, barındırdığı güçlü sanatsal ve kültürel yapısıyla bunların en önde gelenlerindendir. Barındırdığı bu köklü tarihle, kadınların ilk çağlardan beri pek çok farklı amaçlarla kullandığı, ama pırıltısından vazgeçemediği mücevherler için de en doğru adreslerdendir İstanbul. Kuyumculuk, bu şehrin en eski kültür miraslarındandır.

Bir İmparatorluğun İhtişamı; Osmanlı’da Mücevher…

Bu mirasın peşinde, rotanızı belirleyip Eminönü istikametine yönelirseniz, Osmanlı Dönemi’nin tüm ihtişamını gözler önüne seren Topkapı Sarayı’na ulaşırsınız. Müze haline gelmiş bu saray, dönemin en zengin hazinelerini, göz alıcı büyüklükteki elmas  ve zümrütlerden yapılmış mücevherleri barındırır. Hazine Dairesi, Saray’ın en fazla ilgi uyandıran bölümlerindendir. Yavuz Sultan Selim’in “Benim altınla doldurduğum hazineyi (iç hazine) bundan sonra gelenlerden her kim mangır ile doldurursa hazine anın mührüyle mühürlensin ve illa benim mührümle mühürlenmekte devam olunsun” şeklindeki vasiyetine göre, Cumhuriyet’e kadar Hazine’nin kapısı her zaman onun mührüyle kapanmıştır. Sarayda kuyumcular, bir ustanın yanında çıraklıktan başlayarak zaman içinde kalfa ve usta olarak yetişirdi. Topkapı Sarayı’nın Orta Kapısı ile Akağalar kapısı arasında kalan, Bîrun denilen bölümde yaşamaktaydılar. En kıdemlilerine “kuyumcu başı” denirdi. Hazine dairesindeki her bir mücevherin de, sizi o dönemlere götüren farklı bir hikayesi vardır.  .[/vc_column_text][vc_mad_single_image image="3688" alignment="none" img_link_large="yes" img_link_target="_self"][vc_column_text css_animation="right-to-left"]Usta mücevher markalarından Adler’in kurucusu Jacques Adler, firmasını 1886 yılında İstanbul’da açmıştır. Oğlu Osmanlı İmparatorluğunun mücevhercilerinden biri olmuş ve 1955 yılında ikinci mağazasını İstanbul’da açmıştır. Bu da Osmanlı’nın, bu dönemdeki mücevher konusundaki öncülüğünün başka bir göstergesidir.                                       

Dünyanın en eski alış veriş merkezi; Kapalıçarşı… 

Topkapı Sarayı’nın görkeminden kendinizi kurtarıp Kapalıçarşı’ya doğru uzandığınızda ise, Nuru-u Osmaniye Caddesi ve civarında, Çarşı’nın etrafını çevreleyen küçüklü büyüklü kuyumcular, sadekarlar, tasarımcılardan oluşan büyülü bir dünyaya adım atarsınız. Geçmişle günümüzü birbirine bağlayan bir köprü görünümündeki Kapalıçarşı’nın, bazı binalarının Bizans zamanında yapılmış olduğu söylenmesine rağmen, ilk olarak Fatih zamanında inşaata başlandığı daha ağırlıkla belgelenmiştir. Yapılan ilk bölümleri Sandal Bedesteni ve Cevahir Bedesteni`dir. Bunların ikisi de çarşı içinde ayrı birer çarşı gibidir. Bütün dükkânların genişliği aynı olacak şekilde inşa edilmiştir ve her sokak ayrı meslek gruplarındaki ustalara ayrılmıştır. Sonraki yüzyıllarda, bu eski iki yapının etrafındaki sokakların üzerleri örtülerek, ekler yapılarak daha büyük bir merkez haline gelmiştir. Bu haliyle dünyanın en eski alış veriş merkezi Kapalıçarşı, labirent gibi karmaşık yapısıyla, içinde 60 kadar sokağı, ve dört bine yakın dükkânı barındırır.[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row] Daha Fazla
Bu parçayı oyla
(0 votes)
[vc_row][vc_column width="1/1"][vc_column_text css_animation="right-to-left"]First international gold currency created @ 564 BC! King Croesus, the King of the Lydian people, is credited with the issuing the first true gold coins. İlk uluslararası para birimi M.Ö 564′te oluşturuldu! Lidya Kralı Karun (Krezüs) altını rafine etmek için farklı teknikler geliştirerek dünyanın ilk standart altın parasını oluşturur. He develops gold refining techniques, permitting him to mint the world’s first standardised gold currency.[/vc_column_text][vc_mad_single_image image="3681" alignment="none" img_link_large="yes" img_link_target="_self"][/vc_column][/vc_row] Daha Fazla
Bu parçayı oyla
(0 votes)
[vc_row][vc_column width="1/1"][vc_mad_single_image image="3667" alignment="none" img_link_large="yes" img_link_target="_self"][vc_column_text css_animation="right-to-left"]Osmanlı İmparatorluğu’nda, yeni bir padişah başa geçtiğinde, kalabalık bir heyet eşliğinde Hazine ziyaret edilirdi. Bu ziyaret töreninde, hazine kethüdası, Hazine’nin anahtarını getirirek Yavuz Sultan Selim’in mührünü kontrol eder, bu mühürle mühürlenerek kilitlenmiş kapı özel bir törenle açılırdı. Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferinden İstanbul’a dönüşünden sonra yapılan bu mühür, “Benim altınla doldurduğum hazineyi bundan sonra gelenlerden her kim mangır ile doldurursa hazine anın mührüyle mühürlensin ve illa benim mührümle mühürlenmekte devam olunsun” şeklindeki vasiyete uygun olarak, değişmeden, Cumhuriyet Dönemi’ne kadar kullanılmıştır. Yüzük şeklinde olan ve halen Topkapı Sarayı’nda bulunan bu mührün ortasında “Sultan Selim Şah” ve etrafında karşılıklı olarak “Tevekkele âlâ hâlikî” yazmaktadır.[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row] Daha Fazla
Bu parçayı oyla
(0 votes)
[vc_row][vc_column width="1/1"][vc_mad_single_image image="3654" alignment="none" img_link_large="yes" img_link_target="_self"][vc_column_text css_animation="right-to-left"]Geçmiş yüzyıllara dokunmak gibidir iyi bir antika mücevhere dokunmak. Onu tasarlayanın hayallerini hissetmek, bir ustanın elinin değdiğini bildiğiniz bir parçayı avucunuza almak, uzun zaman önce onu takanların yasam tarzını hissetmek, bambaşka bir heyecandır… Bu türdeki antika mücevherlerde değer, kullanılan altının, mücevher taslarının değerinin kat kat üstündedir, doğal olarak. Antika mücevher müzayedelerindeki çılgınlık ve tutkuyu hissetmek için, mücevher tarihindeki en büyük acık arttırma olarak anılan ve 1987 yılında İsviçre’de yapılan, Windsor Düşesinin mücevherlerinin satışı iyi bir örnektir. Müzayedeye 23 ülkeden katılım olmuş, müzayedenin 7 milyon dolarlık bir getirisi olması beklenirken bu rakam 45 milyon dolara varmıştır. Bu alanda çalışan eksperler için, kuvvetli bir mücevher taşı ve değerli maden bilgisinin yanında, sahte olup olmadığını anlamak için tarih bilgisi, mücevherin yapıldığı dönemlerdeki teknik imkanların bu şekilde yapılmasına elverişli olup olmadığını anlayacak kadar teknik bilgi gibi başka donanımlar da gerekmektedir. Eksperler antika bir mücevhere değer biçerken öncelikle aşağıdaki kriterlerden yararlanmaktadır; 1- Kullanılan malzemelerin ve yapım tekniğinin tanınması, 2- Tahmin edilen tarih aralığındaki tipik tasarım ve detay stillerinin araştırılması ve mücevherin sanatsal değerlendirmesi. 3- Üzerinde olabilecek klişe, tescilli marka vs. amblemlerinin öğrenilmesi, 4- Tahmin edilen tarih aralığında kullanılan, keşfedilmiş mücevher taşları ve kesim yöntemleri, 5- Mücevherin beğenilebilirliği, 6- Mücevherin mevcut durumu ( tamir, kopuk, kırık vs. olup olmadığı)[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row] Daha Fazla